“ Hayret’tin ” ( İlk Yayın Tarihi 17.11.2008 )
Bir gün gelir de kalkar perdeler. Perde örter sanılır, aslında perde açmak için vardır.
Örtü şart mıdır? Olmalı mıdır? Her şey örtülmeli midir? Örtü sanayi ne durumda?
Örtü çeşitleri, örtünün ülke... ›
Bir gün gelir de kalkar perdeler. Perde örter sanılır, aslında perde açmak için vardır.
Örtü şart mıdır? Olmalı mıdır? Her şey örtülmeli midir? Örtü sanayi ne durumda?
Örtü çeşitleri, örtünün ülke... ›
“ Hayret’tin ” ( İlk Yayın Tarihi 17.11.2008 )
Bir gün gelir de kalkar perdeler. Perde örter sanılır, aslında perde açmak için vardır.
Örtü şart mıdır? Olmalı mıdır? Her şey örtülmeli midir? Örtü sanayi ne durumda?
Örtü çeşitleri, örtünün ülke ekonomisinde ki yeri, hatta AB yolunda örtü faaliyetleri ne âlemde? Gibi birçok soruya cevap verecek değilim.
Örtü merak uyandırır, birçok örtünün diğer tarafında hayretler uyandıran gizemler saklıdır; görebilene!
Bilim “hayret” duygusu sayesinde var olmuş desek yanlış olmaz. Birçok insan öküzün trene baktığı gibi bakmaktan sıkılmış ve kendini hayrete düşüren şeylerin peşine düşmüş; dolayısıyla öküzün altında buzağı aranmıştır ki bugüne gelmişiz.
Hayret etmek duygusundan beslenmeyen bir canlı türü yoktur evrende. Nerde, ne kadar lezzetli ot var, merak etmeden nasıl bulabilir ki bir sığır? Aslan doğuştan mı ceylan etinin lezzetini biliyor sanıyorsunuz? Merak etmiş olacak ki, o kadar eziyete katlanıp koşuyor, pusuya yatıyor. Hayvanlar âlemi uzun mevzu, biz konuşan hayvanlarla ilgileneceğiz bugün.
İnsan önce kendini tanımalı desek çok sıradan olacak. İnsan bir muamma hatta “hayret” bir canlı desek, daha iyi olacak. Hayret duygusu insanı o kadar etkilemiştir ki: birçok kardeşimizin adı “Hayret-tin”dir. İsim dahi olmuş!
“Hayret” hissinin, hayretler uyandıran dünyasına girelim yavaş yavaş.
Efendim, bugünkü hutbemizin mevzuu, pardon! Bugünkü konumuz “hayret” üzerine.
Hayret üzerine ne denir ki demeyin, biz çok şey deriz. Her şey “zıttıyla kaim” olmuş evrende. Peki, işleyeceğimiz hayret malzemesinin zıttı nedir? Önce bunu bir tespit edelim.
Hayretin karşılığı doğal olarak hayret etmemedir. Yani şaşırmama, her şeyi olduğu gibi kabul etme, bön-bön bakma, aman selo memleketi sen mi kurtaracaksın babından aval- aval, boş-boş “sanıtma”(Yozgatlı olanlar bilir,”sanıtma!”).
Adam biri çörle-çöple oynarken sürtünme esnasında ateşi bulmuş, "vav bu ne la" deyip şaşırmış. Kaza eseri elinde ki eti ateşe düşürmüş olacak ki, eti ateşten alana kadar pişen et daha bi lezzetli olmuş. Oradan biri bağırmış “uşaklar böyle daha manyak oluyor.” Hayret edilmiş ve avdan elde edilen etin tamamı, ateşe atılmış. Pişen etleri, almak zor olmuş ateşten. Demir nasıl icat olundu sanıyorsunuz? Anlatırdım da, uzun iş takılmayalım şimdi ona.
Demirin icadını geçerek, demirin silah olmasını da hızlıca söyleyip devam edelim. Ateşte pişirilen etten fazla pay almaya yeltenen uyanığın kafası demirle yarılmış “ula bu her işe yarıyor” diye bağırdıkları vakit, etten ellerinin yanmamasını sağlayan demirin, ilk silah serüveni böylece başlamış olmuş.
Hadi canım sende diyen akademisyeninden evrimcisine kadar hepsi, aksini ispat etsinler de görelim bakalım.
Yok, “Cilalı Taş Devriymiş”, “Yontma Taş Devriymiş” biri çıkıp bu böyle olmuş/olabilir demiş. "olmuş olabilir” yani. Bizim ki neden olmasın? Yaşamış mı o günlerde, filmini mi çekmiş, yazının olmadığı o günlerde nereden anlamışlar, nasıl yaşayıp ne ettiklerini? Bulunan birkaç zerzevat, çanak-çömlek hepsi bu! Efendim bilim şunu diyor- bunu diyor. Kardeşim yüz yıl evvel ki olaylar dahi aydınlatılamıyor, her kafadan bir ses çıkıyor.
Darvin denen adamın kim olduğunu ve tezlerini de derdim şimdi de o uzun mevzu. Zaten tezi bir milyon kez çürütüldü. Neyse devam…
(Not: bilimsel tarihleme testlerinden haberimiz var, materyallerin yaşları tespit edilebiliyor. Dünyanın yaşı, evrenin yaşı gibi hesaplamalardan da haberimiz var. İnşan türleri haritasını da az-çok biliyoruz. İtirazımız bulunanların yaşlarına değil, yazılan uydurma hikayelere)
Hangi bilim milyonlarca yıl önce ki olayları tespit edebiliyor? Tarihi hep egemenler yazmış. Ezberler yıkılıyor ve gerçek diye dayatılan her şey artık eskisi gibi , olduğu şekliyle kabul görmeyip didik-didik ediliyor. Yukarı da zikrettiklerim de benim tezim, hem de mantıklı merak ettim buldum ve ‘hayret’e düştüm buyur abi.
Kâinatın sırrını çözmeye çalışıyorlar şu meşhur “CERN” deneyiyle. Niye? Çünkü Kâinat hayret uyandırıyor, şu çok büyük sandığımız beyinlerimizde. Büyük sandığımız diyorum, çünkü aklımın çok azını kullandığımı öğretti bilim bana. Bilimsel verilere göre hayret edilecek düzeyle bir beyne sahip olmamıza rağmen yeterince kullanamıyor olmak üzüyor beni.
Neyse devam edelim…
Çıkan sonuç ne kadar hayret uyandıracak bu deneyde, bende ona hayret etmeyi bekliyorum. Hayret edilecek bir gücün, hayret uyandıran birçok âlemler yaratması, âlemleri âlemlerle süslemesi ve ölümü sonuna koyarak hiçbir aklın tasavvur dahi edemeyeceği o güce geri dönmesiyle biten hayret bir son.
Hayret makamından dem vur kalmasın laf-söz dünyevi hiçbir şey.
Serbest bırak senden içerü seni, aslı odur ki sevmektir bütün her şey.
” Hay” ile hayat var olmuş, ”ret” ile mana kazanmış.
” Hayret” yine sona geldik ve diyeceğimizi yine diyemedik.
Hayret bişey ya! Haydi Eyvallah… ‹
Bir gün gelir de kalkar perdeler. Perde örter sanılır, aslında perde açmak için vardır.
Örtü şart mıdır? Olmalı mıdır? Her şey örtülmeli midir? Örtü sanayi ne durumda?
Örtü çeşitleri, örtünün ülke ekonomisinde ki yeri, hatta AB yolunda örtü faaliyetleri ne âlemde? Gibi birçok soruya cevap verecek değilim.
Örtü merak uyandırır, birçok örtünün diğer tarafında hayretler uyandıran gizemler saklıdır; görebilene!
Bilim “hayret” duygusu sayesinde var olmuş desek yanlış olmaz. Birçok insan öküzün trene baktığı gibi bakmaktan sıkılmış ve kendini hayrete düşüren şeylerin peşine düşmüş; dolayısıyla öküzün altında buzağı aranmıştır ki bugüne gelmişiz.
Hayret etmek duygusundan beslenmeyen bir canlı türü yoktur evrende. Nerde, ne kadar lezzetli ot var, merak etmeden nasıl bulabilir ki bir sığır? Aslan doğuştan mı ceylan etinin lezzetini biliyor sanıyorsunuz? Merak etmiş olacak ki, o kadar eziyete katlanıp koşuyor, pusuya yatıyor. Hayvanlar âlemi uzun mevzu, biz konuşan hayvanlarla ilgileneceğiz bugün.
İnsan önce kendini tanımalı desek çok sıradan olacak. İnsan bir muamma hatta “hayret” bir canlı desek, daha iyi olacak. Hayret duygusu insanı o kadar etkilemiştir ki: birçok kardeşimizin adı “Hayret-tin”dir. İsim dahi olmuş!
“Hayret” hissinin, hayretler uyandıran dünyasına girelim yavaş yavaş.
Efendim, bugünkü hutbemizin mevzuu, pardon! Bugünkü konumuz “hayret” üzerine.
Hayret üzerine ne denir ki demeyin, biz çok şey deriz. Her şey “zıttıyla kaim” olmuş evrende. Peki, işleyeceğimiz hayret malzemesinin zıttı nedir? Önce bunu bir tespit edelim.
Hayretin karşılığı doğal olarak hayret etmemedir. Yani şaşırmama, her şeyi olduğu gibi kabul etme, bön-bön bakma, aman selo memleketi sen mi kurtaracaksın babından aval- aval, boş-boş “sanıtma”(Yozgatlı olanlar bilir,”sanıtma!”).
Adam biri çörle-çöple oynarken sürtünme esnasında ateşi bulmuş, "vav bu ne la" deyip şaşırmış. Kaza eseri elinde ki eti ateşe düşürmüş olacak ki, eti ateşten alana kadar pişen et daha bi lezzetli olmuş. Oradan biri bağırmış “uşaklar böyle daha manyak oluyor.” Hayret edilmiş ve avdan elde edilen etin tamamı, ateşe atılmış. Pişen etleri, almak zor olmuş ateşten. Demir nasıl icat olundu sanıyorsunuz? Anlatırdım da, uzun iş takılmayalım şimdi ona.
Demirin icadını geçerek, demirin silah olmasını da hızlıca söyleyip devam edelim. Ateşte pişirilen etten fazla pay almaya yeltenen uyanığın kafası demirle yarılmış “ula bu her işe yarıyor” diye bağırdıkları vakit, etten ellerinin yanmamasını sağlayan demirin, ilk silah serüveni böylece başlamış olmuş.
Hadi canım sende diyen akademisyeninden evrimcisine kadar hepsi, aksini ispat etsinler de görelim bakalım.
Yok, “Cilalı Taş Devriymiş”, “Yontma Taş Devriymiş” biri çıkıp bu böyle olmuş/olabilir demiş. "olmuş olabilir” yani. Bizim ki neden olmasın? Yaşamış mı o günlerde, filmini mi çekmiş, yazının olmadığı o günlerde nereden anlamışlar, nasıl yaşayıp ne ettiklerini? Bulunan birkaç zerzevat, çanak-çömlek hepsi bu! Efendim bilim şunu diyor- bunu diyor. Kardeşim yüz yıl evvel ki olaylar dahi aydınlatılamıyor, her kafadan bir ses çıkıyor.
Darvin denen adamın kim olduğunu ve tezlerini de derdim şimdi de o uzun mevzu. Zaten tezi bir milyon kez çürütüldü. Neyse devam…
(Not: bilimsel tarihleme testlerinden haberimiz var, materyallerin yaşları tespit edilebiliyor. Dünyanın yaşı, evrenin yaşı gibi hesaplamalardan da haberimiz var. İnşan türleri haritasını da az-çok biliyoruz. İtirazımız bulunanların yaşlarına değil, yazılan uydurma hikayelere)
Hangi bilim milyonlarca yıl önce ki olayları tespit edebiliyor? Tarihi hep egemenler yazmış. Ezberler yıkılıyor ve gerçek diye dayatılan her şey artık eskisi gibi , olduğu şekliyle kabul görmeyip didik-didik ediliyor. Yukarı da zikrettiklerim de benim tezim, hem de mantıklı merak ettim buldum ve ‘hayret’e düştüm buyur abi.
Kâinatın sırrını çözmeye çalışıyorlar şu meşhur “CERN” deneyiyle. Niye? Çünkü Kâinat hayret uyandırıyor, şu çok büyük sandığımız beyinlerimizde. Büyük sandığımız diyorum, çünkü aklımın çok azını kullandığımı öğretti bilim bana. Bilimsel verilere göre hayret edilecek düzeyle bir beyne sahip olmamıza rağmen yeterince kullanamıyor olmak üzüyor beni.
Neyse devam edelim…
Çıkan sonuç ne kadar hayret uyandıracak bu deneyde, bende ona hayret etmeyi bekliyorum. Hayret edilecek bir gücün, hayret uyandıran birçok âlemler yaratması, âlemleri âlemlerle süslemesi ve ölümü sonuna koyarak hiçbir aklın tasavvur dahi edemeyeceği o güce geri dönmesiyle biten hayret bir son.
Hayret makamından dem vur kalmasın laf-söz dünyevi hiçbir şey.
Serbest bırak senden içerü seni, aslı odur ki sevmektir bütün her şey.
” Hay” ile hayat var olmuş, ”ret” ile mana kazanmış.
” Hayret” yine sona geldik ve diyeceğimizi yine diyemedik.
Hayret bişey ya! Haydi Eyvallah… ‹